Fotoğraf mı Resim mi?
Sol tarafta, 1826′da Fransız Joseph Nicephore Niepce’in odasından çektiği doğa fotoğrafını görüyorsunuz. Bu, tarihte bilinen ilk fotoğraf olma özelliğini taşıyor. Oysa resmin ulaşabildiğimiz bir “ilk tarihi” mevcut değil. Tarihimiz boyunca insanlar, uygun gördükleri yerlere, hayatlarının bir bölümünü resmetmişler ve bu birikim günümüze kadar çeşitli tekniklerle ve sanatçılarla gelişerek gelmiş.
Resim sanatının bu denli birikimli ve olgun olması sonucunda bizler, gördüğümüz her hareketsiz, donuk kareye resim demeyi de uygun görmüşüz. Resim ve fotoğraf arasındaki benzerlikten dolayı da çoğu fotoğraf sanatçısı “hayır resim değil, fotoğraf” şeklinde bir düzeltmeyi de gerekli görmemiş.
Fotoğraf kelimesinin kökeni yunanca’dan gelmekte ve “ışıkla çizmek” anlamındadır. Bu kaba açıklamanın ardından teknik bilgiler vermek gerekirse, ışığın, tepki verebileceği bir yüzey üzerine düşürülmesi sonucunda elde edilen ve gerçekliği resimden çok daha güçlü olan bir tekniktir.
Fotoğraf ortaya çıkana dek ressamlar için bir “flu” olma kavramı yoktu. Yani fotoğraf ortaya çıkmazdan önce, ressamlar için en yakındaki nesne de netti, en uzaktaki nesne de netti. Gözümüzün inanılmaz hızlı refleskleri böyle bir durum ortaya çıkartmıştı. Oysa fotoğrafla beraber flu olma kavramı ilk kez tartışıldı ve görüntüye kattığı derinlik hissi en çok kullanılan tekniklerden oldu. Fotoğraf bu yönüyle de resim sanatından ayrılmıştır. Çünkü fotoğraf, resim sanatının bugüne kadar bize sunamadığı bir şeyi, izleyicilere sunmuş ve bu sunum fotoğrafın bir sanat olma yolunda hızla ilerlemesine vesile olmuştur.
Resim sanatında gösterilen her şey hayal ürünü olabilir, oysa fotoğraf sanatında hayali belirleyen şey çoğu kez an ve kadrajdır. Doğru zamanda basılan deklanşör, değiştirilen kadraj sonucunda varolan bariz gerçekliğin etkisi arttırılıp, azaltılabilir. Yani fotoğraf sanatı özel çalışmalar dışında gerçekliğine çok fazla müdahale ettirmez. En saf haliyle fotoğraf, akıp giden zamanın elinden çalınan anlardan ibaret, masum bir hırsızlıktır. Bu nedenle de fotoğraf grubuma “zamanın ellinden çaldıklarım” ismini vermeyi uygun gördüm.
Günümüzde çeşitli grafik editörler vasıtası ile fotoğraflarda manipülasyonlar yapılsa da, çoğu klasik fotoğrafçı için artan manipülasyonlar fotoğrafın kalitesini yitirmesine neden olmakta ve fotoğrafın, fotoğraf olmaktan çıkıp, giderek resimleşmesine neden olmaktadır. Oysa resim tamamen manipülasyon üzerine kuruludur. Artan müdahaleler, belki harcanan zaman resmin kalitesine etki etmekte, resmin değer olarak durduğu yerin değişmesine neden olmaktadır.
Yukarıda resimden bahsederken “harcanan zaman” demiştim. Fotoğraf ve resim arasındaki bir diğer fark ise budur. Fotoğrafın ana kaynağını akıp giden zamana ait “an” dediğimiz o en kısa zaman aralığı oluşturduğu için, fotoğrafçı, ana kaynağı hayalgücü olan bir ressama oranla çok daha hızlı olmalıdır. Bu nedenle bir fotoğraf sanatçısıyla ressamın kullandığı alet ve edevatlar değişiklik gösterir. Ressam görece geniş zamanında işlerini uzun sürelerde yapabilirken, fotoğrafçının akıp giden zamana ait görüntüleri en iyi şekilde yakalayabilmesi için teknolojiden yararlanması gerekmektedir. Bu nedenle de yüzyıllardır çok fazla değişiklik göstermeyen resim sanatına oranla, fotoğraf sanatının gösterdiği gelişme, pek çok insan tarafından “fotoğraf sanat değildir” yorumlarının yapılmasına neden olmuştur. Ama bu tüm sanatlar için böyledir, hiç yeteneğiniz olmasa bile, bir süre heykel, resim, müzik dersi alıp, bu sanatlarda ürün (sanat ürünü değil!) verebilirsiniz. Bu süreç, o sanatları değersiz kılan bir şey olmaz. Bugün cep telefonlarımızda kameraların olması, yahut fotoğrafın karanlık odadan çıkarak, dijitalleşmesi fotoğraf sanatının değer kaybetmesine neden olmaz. Herkes fotoğraf çekebilir ama gerçek fotoğrafı sadece gerçek fotoğraf sanatçıları çekebilir. Gerçek resmi, sadece gerçek ressamlar yapabilir. (istisnalar kaideyi bozmaz – doğal yetenek)
![]() |
Yakında düğününüz mü var, fotoğraf işini nasıl halledeceksiniz? |
Resim, zeka ile birlikte fiziksel yeteneğinde gerekli olduğu bir sanattır. Fotoğrafla, resim bu konuda birbirlerine benzerler. Fakat fotoğraftaki fiziksel yetenek çoğu kez, efor sarfetmek, gezmek, dolaşmakla doğru orantılıdır. Yani evinizde oturup, dünyanın diğer ucundaki bir ülkeye ait bir hayal kurup onu resmedebilirsiniz. Oysa fotoğraf için oraya gitmenizden başka çareniz yoktur. Bu da daha önce de değindiğimiz fotoğrafın, resme oranla gerçeklik gücünün göstergesi olup, resimden farklı bir yönüdür.
Fotoğraf, yapısından ötürü daha sosyal bir hayatı gerekli kılar. Hayalgücünü temel alan resimde ise daha yalnız bir duruş gözlenir. Fotoğrafçı, iyi fotoğraf için insanlarla iletişime geçmeli ve çekingenlik denen duygudan kurtulmalıdır. Oysa bir ressam için, içine kapanık bir yalnızlık hali, daha iyi sonuçlar verebilir.
Sonuç olarak, iki ayrı sanat için ayrı kaynaklar, ayrı sonuçlar ve ayrı süreçler vardır. Resim malzeme olarak da, içerik olarak da fotoğraftan farklıdır. Resim çekilen bir şey olmadığına göre, fotoğrafta yapılan bir şey değildir.
Mutlu günler.
Tolga Akbaş
28 Mayıs 2011
www.tolgaakbas.com.tr
Tags: flu, fotograf, ışıkla çizmek, ışıkla yazma, joseph nicephore, photograph, resim, ressam, teknik, tolga akbaş







